ERUSAM ERUSAM

Son Uçak Krizi ve Düşündürdükleri

 2000’li yılların başından itibaren ivme kazanan Türk – Rus ilişkileri, “Arap Baharı” olarak adlandırılan devrim hareketleriyle birlikte bir sınav sürecine girmiştir. İki ülke, başından itibaren Arap dünyasında meydana gelen gelişmeler karşısında farklı strateji ve politikalar takip etmektedir. Taraflar arasındaki ayrım, Suriye’de halk hareketlerinin başlaması ile daha belirgin hale gelmiştir. Suriye’de olayların şiddetlenmesiyle ölü ve yaralı sayısının artması, Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısının neredeyse yüz bine ulaşması (1), Ankara ve Moskova arasındaki görüş ayrılıklarının krize dönüşmesi beklentisini arttırmıştır.

 
Türk – Rus ilişkilerinde kriz beklentisini arttıran somut olayların özellikle son aylarda arttığını gözlemlemekteyiz. Bu hadiseler özetle şunlardır;
 
Rus ve Batı basın yayın organlarında Suriye’deki muhaliflere silah akışının Türkiye ve Libya’dan yapıldığına dair haberlerin Rus Dışişleri Bakanlığı resmi sitesinde konu edinilmesi, (2)  
Suriye’nin Türk jetini düşürmesine Moskova’nın çekimser tepki göstermesi,
El-Arabiya televizyonunun Türk jetinin düşürülmesinde Rusya’nın rolü olduğunu ve düşürülen uçaktan sağ kurtulan jet pilotlarının Rusya’nın direktifiyle öldürüldüğü iddialarını ortaya atması,
Suriye’den atılan bir top mermisinin Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesine düşmesi ve beş sivilin hayatını kaybetmesi hadisesi karşısında Rusya’nın bir gün gecikmeli mesaj yayınlaması,
Son olarak ise BM Güvenlik Konseyi ortak bildirisine Türkiye aleyhine müdahalesi.(3)
Yaşanan tüm gelişmeler karşısında bugüne kadar Türk ve Rus yönetimlerinin ilişkilerin olumlu gidişatını muhafaza etmeye önem verdiklerini görmekteyiz. Fakat iki taraf arasındaki ilişkilerde kriz beklentileri için yeni bir gerekçenin ortaya çıkması pek gecikmedi. 10 Ekim 2012’de yasadışı askeri kargo sevkiyatı yapıldığına dair aldığı bir istihbarat doğrultusunda Türkiye’nin Moskova’dan Şam’a uçan Suriye’ye ait RB442 sefer nolu Airbus-A320 tipi yolcu uçağını Esenboğa havalimanına zorla indirmesi, uçakta yaklaşık 6 saat arama yapılması ve gayri resmi verilere göre askeri teçhizat dolu 12 kasa malzemeye el konulması Türk – Rus ilişkilerinde gerginlik beklentisini yeniden arttırmıştır. Rusya’nın olaya tepkisi gecikmemiş, resmi kanallardan uçaktaki Rus yolcuların hayatlarının tehlikeye atılması kınanmış ve Türkiye’den derhal açıklama yapması talep edilmiştir.(4)
 
Şuana kadar Türkiye tarafından gerekli açıklamalar, Rus tarafına iletilmiştir. Bundan sonraki süreçte iki ülke arasındaki kriz beklentilerinin gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceği Türkiye’nin uçağa müdahalesini haklı çıkaracak kanıtları ortaya koymasına ve Rusya’nın takınacağı tutuma bağlıdır. Eğer Türkiye’nin aldığı istihbarat doğruysa ve uluslararası hukuka aykırı bir silah sevkiyatı gerçekleştiyse, Rusya suçlu duruma düşecek ve uluslararası bir yükümlülüğün altına girmiş olacaktır. Aksi durumda ise Türkiye, Rusya’dan kendisine yöneltilecek misillemelere hazırlık yapmak zorunda kalacaktır. çünkü Rusya’nın, çıkarlarına ters hareket eden veya onun için tehdit oluşturan ülkelere karşı sert tepkiler geliştirdiğinin örnekleri oldukça fazladır. Rus dış politikasında gelenekselleşmiş olan bu tepkiler çeşitli nedenler ileri sürülerek enerji sevkiyatının sekteye uğratılması, ithalat mallarına ambargo konulması, o ülkeye ait Rusya’daki firmaların kapatılması, çalışanların baskıya maruz bırakılması şeklinde kendini göstermektedir.
 
Yukarıda sözünü ettiğimiz ikinci senaryonun gerçekleşmesi, sadece Türk – Rus ilişkilerine zarar vermekle kalmayacak, buna bağlı olarak haklı ya da haksız bir şekilde Türkiye hükümetini de ülke içinde zor duruma sokacaktır. Fakat Türkiye’nin sağlam bir istihbarata sahip olmadan Rusya ile olan ilişkilerini riske sokmayacağı tahmin edildiği için ikinci senaryonun gerçekleşmesi düşük ihtimalli gözükmektedir.
 
Akla Gelen Sorular                                                                     
 
Türkiye’nin Moskova’dan Şam’a uçuş gerçekleştiren Suriye yolcu uçağına müdahalesi, ancak belli bir zaman sonra cevap bulunabilecek soruları beraberinde getirmiştir. Bu sorulardan bazıları: Rusya’nın sivil uçakla askeri kargo taşıması olasılığı nedir? Böyle bir sevkiyat Rusya’da kimler tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiş olabilir? Bu olay, Türk – Rus ilişkilerinin gidişatını değiştirmek için dış güçler tarafından organize edilmiş olabilir mi? Tüm bu gelişmelerle Putin’in UDİK zirvesini ertelemesi arasında bağ olabilir mi?
 
Rusya’nın, Suriye ile askeri teknolojik ilişkileri resmi olarak hala devam ettirmesi ve gerekli sevkiyatı deniz yoluyla yapma imkânına sahip olması düşünüldüğünde Suriye’ye askeri kargo sevkiyatını illegal yollarla bir yolcu uçağı ile yapmaya kalkışması oldukça anlamsız gözükmektedir. Böylesi bir durum Rusya’dan ancak mecbur kalınması halinde, en son merhalede beklenebilir. Dolayısıyla bugün sahip olduğu şartlar çerçevesinde Kremlin’in böyle bir riski göze alması gerçekçi gözükmemektedir.
 
Kremlin’in böyle bir riske girmesini gerektirecek bir pozisyona sahip olmamasına rağmen NATO tarafından Türkiye’ye ulaştırılan istihbarat doğruysa ve uçakta gerçekten askeri teçhizat bulunduysa, akıllara ikinci soru gelmektedir.   Bu sevkiyat kim tarafından organize edildi? Cevap olarak ise sevkiyatın Rusya’daki derin yapılanma tarafından, ya da silah kaçakçılığı ile uğraşan nüfuzlu tüccarlar tarafından organize edilmiş olabileceği varsayımları ön plana çıkmaktadır.
 
İlk seçeneği savunmak için önce Rusya’da, Kremlin’den bağımsız bir derin yapılanmanın olduğunu ispatlamak gerekmektedir. Kremlin’e bağlı derin devletin varlığını ortaya koyacak argümanlar bulunmaktadır. Fakat kendi başına hareket eden bir derin yapılanmanın olduğunu kanıtlamak henüz mümkün değilse de böyle bir örgütlenmenin olması imkânsız da değildir.
 
İkinci teori de tamamen reddedilebilir değildir. Rus gümrüklerinde dönen rüşvetin neredeyse her şeyi mümkün kıldığı bilinen bir gerçektir. Yüklü paralar karşılığında ilgili yetkililerin böyle bir sevkiyata göz yumma olasılığı yüksektir. Bu sebeple bu soru üzerinde düşünülmesinde fayda vardır.
 
En çok tartışılan sorulardan birisi bu olayın Türkiye’yi Suriye ile savaşa sürüklemeye ve Türk – Rus ilişkilerini bozmaya yönelik bir kışkırtma olması ihtimalidir. Bu teori çerçevesinde ABD ve Suriye olası aktörler olarak düşünülmektedir. Türkiye’nin Suriye ile savaşa girmesi, ABD ve Batı’nın işine gelecektir. Nitekim ABD’deki başkanlık seçimleri, bu süper gücün bölgedeki reflekslerini sınırlamaktadır. Ayrıca Afganistan ve Irak savaşlarına karşı oluşan toplumsal tepki, Beyaz Saray’ın bölgede bir jandarmaya duyduğu ihtiyacı arttırmaktadır. Türkiye’nin Suriye’ye karşı savaş girmesi, ABD’nin kan dökmeden Suriye’ye istediği müdahaleyi gerçekleştirmesini ve kendisinde rahatsızlık uyandırdığı düşünülen Türk – Rus ilişkilerinin bozulmasını sağlayacaktır. Böylesi bir durum ise bölgesel güç haline gelen Türkiye’nin ABD tarafından daha rahat dizginlenmesine imkân tanıyacaktır. Türk – Rus ilişkilerinin bozulması Suriye açısından da arzulanan bir gelişmedir. Böylece Türkiye üzerindeki Rus baskısı yoğunlaşmış olacak ve Rusya’nın Esed rejimine verdiği destek artacaktır.
 
Olayla ilgili diğer bir tartışma konusu, Putin’in 8 Ekim’de Başbakan Erdoğan ile yaptığı telefon konuşmasında program yoğunluğunu bahane ederek “üst Düzey İşbirliği Konseyi” (üDİK) toplantısının tarihini 14 - 15 Ekim’den 3 Aralık tarihine erteletmesinin, uçak kriziyle alakasının olup olmadığı üzerinedir. Yapılan resmi açıklamalarda bu iddialar karşısındaki en geçerli kanıt olarak toplantı gününün, yaşanan uçak krizinden daha önceki bir tarihte ertelenmiş olması gösterilmektedir. (5) Rus istihbaratının Türkiye – Rusya arasındaki ilişkileri bozmaya yönelik bir faaliyetin gerçekleştirileceğine dair daha önceden bir duyum almamış olduğu farz edilirse, yapılan açıklama bu tartışmaya nokta koyacak niteliktedir.
 
Toplantı tarihinin ertelenmesine yönelik bir başka yorum da, tartışmayı uçak krizinden uzaklaştırmaktadır. Bu yoruma göre,  Putin’in Türkiye ziyaretini ertelemesi 6 Kasım tarihinde yapılacak olan ABD Başkanlık seçimleriyle alakalıdır. Putin, ABD’de yapılacak seçimlerin sonuçlarını beklemekte ve seçimlerden çıkacak sonuca göre strateji belirlemeyi planlamaktadır. Dolayısıyla Putin’in İstanbul ziyaretini ertelemesinin uçak krizi ile alakası yoktur.(6)  
 
Sonuç
 
Türkiye’nin Moskova’dan Şam’a gitmekte olan Suriye’ye ait yolcu uçağını askeri kargo taşıdığına yönelik istihbarat bilgisine dayanarak zorunlu inişe mecbur etmesi ile ortaya çıkan kriz, Türkiye – Suriye ilişkilerindeki gergin havanın Türkiye – Rusya ilişkilerine de sirayet etme olasılığını kuvvetlendirmiştir. Kamu ile paylaşılan bilgilerin sınırlı olması, krizin hangi seyirde gelişme göstereceği hakkında kesin yargılarla konuşmayı henüz imkânsız kılmaktadır. Bundan dolayı olayın perde arkası hakkındaki yorum ve tahminler komplo teorilerine kaymaktadır. Türkiye’nin uçağa müdahalesiyle ilgili olarak önümüzdeki günlerde resmi makamlarca yapılması beklenen açıklamalar, ortaya konan fikir ve tahminleri daha somut verilerle kuvvetlendirecektir.
 
Yapılacak açıklamalar ve ortaya konacak deliller her ne olursa olsun, günümüz konjonktüründe Türkiye ve Rusya’nın birbirlerine karşı sert bir tavır takınması beklenmemektedir. İki tarafın bugüne kadar yaptığı açıklamalar ilişkilerin daha da geliştirilmesi ve dostluğun korunması arzusuna vurgu yapmaktadır. Bölgesel politikalarındaki farklılıklara rağmen taraflar, dış güçlerin iki ülke arasındaki ilişkilerin bozulmasını arzuladıklarının farkındadır. Bu sebeple iki ülkenin de birbirlerine karşı daha temkinli hareket edecekleri öngörülebilir. İlişkilerin bozulma ihtimali ise son yaşanan bu olay gibi gelişmeler sonucu değil, ancak Türkiye’nin Suriye’ye askeri harekat başlatması neticesinde beklenmelidir.

Tarih: 18.05.2017

Arş. Gör. Tekin Aycan TAŞCI

Kurumu : ERUSAM

E-Posta : ttasci@erciyes.edu.tr

Telefon : +90 352 438 26 66

Araştırma Konusu : Rusya Kafkasya

Son Uçak Krizi ve Düşündürdükleri  2000’li yılların başından itibaren ivme kazanan Türk – Rus ilişkileri, “Arap Baharı” olarak adlandırılan devrim hareketleriyle birlikte bir sınav sürecine girmiştir. İki &Devamı>>>